Beyaz Delik

Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder « Önceki başlıkSonraki başlık »
 Yazar  Mesaj
Mavi...
Hüzünbaz


Kayıt: 14.04.2012
Üye No: 197,512
Offline




Tarih: 01 Eylül 2012, 10:10 Tek mesaj gösterimi1

    İçimin de dışımın da olmadığı, ya da içimi de dışımı da bilmediğim bir dünya zamanıydı; sanırım 8-9 yaşlarındaydım
    Acıyı, kederi, neşeyi henüz ayrıştırmamıştım

    Hayattı; yekpâreydi Her şey, bir şeydi

    Sokağın sonuna doğru uzayıp giden bir tepenin ağzına oturmuştu
    Yüzünde yaz esmerliği, ağzını rüzgara karşı açmış; mırıldanıyor muydu yoksa rüzgarı mı yalamaya çalışıyordu? Anlamamıştım
    Beyaz bir yaz günüydü İlk o gün görmüştüm onu

    Mevsimler birinden öbürüne devrilirken, elimizi arı sokarken, bisikletten düşüp dizlerimizi kanatırken canımıza bir şey olurdu; hissederdim Ama acıya dahil değildi yine de bunlar
    Hayattı, yekpâreydi işte
    Zaman, hayatı parçalara ayırıp "parça parça" görmeye başladığımızda, acı, o yekpâreliği yitirdiğimizde oluşacaktı
    Şimdilik dünya geniş ve ılıktı Biz kendi ılık dünyamızın içinde salınan, uçuşan perilerdik

    Gün ortasında yazlık sinemanın arka duvarından atlar, orada kurardım hışırtılı sessizliğimiSayamayacağım kadar çok sayıda, yeşilli mavili tahta sandalyelerin arasında, geceden kalmış ve öğlen güneşiyle gevremiş milyonlarca çekirdek kabuğunun ortasına yayılır, ılık güneşin ensemi yalamasına gözlerimi yumardım Nereden geldiğimin, niye geldiğimin sorusunun olmadığı zamanlardı
    Biz periler o zamanlar en çok ılık, beyaz yaz günlerini severdik
    Kış mart demekti; ve mart hakkında hiç de iç açıcı olmayan bilgilerim vardı
    Mecaz bilmezdim Annem mart dokuz donludur derdi
    Yazın ilk günleri benim "öylesine oluş"um gibiydi Ilık ve uçucu, yekpâre ve sonsuz ve doya doya beyaz gün

    Periliğimin yeşil vadisindeydim, uçuşmaktaydım ama sanki vadi bitmekteydi
    Gözüm kendi içime ve dışıma bakmaya ayrılmaktaydı
    Sanki dünyaya "yayılma hali" çatlamaya başlayacaktı

    Bacak boyumun yetmediği bir bisikletle bisiklete binmeyi öğreniyordum
    Bir öğretenim yoktu, karar vermiş kalkışmıştım, o kadar
    Boyumdan büyük heyulayı sürüyerek dışarı çıkartır, bahçe duvarına yaslar, ayağımın altına yerleştirdiğim yüksekçe bir taş yardımıyla atlardım bisikletin tepesine Pedallara bastığımda, duyduğum tek kuralı uygular, önüme değil ileriye bakardım Sokağın sonundaki bayıra dek giderdim böylece Ama sokağın sonunda, her seferinde düşerek inerdim durdurmayı bilemediğim o kocaman tekerlerin üstünden
    Kaş, kafa, diz filan yarardım Kaşım, kafam, dizim filan acırdı, ve bunların hiçbiri acı değildi

    O günlerden biriydi Öğlenin ıssızlığı vardı sokakta Ve ben birazdan düşeceğim noktaya doğru hızla pedal çeviriyordum Onu tepenin ağzında oturmuş gördüm Eve, evlere, bahçelere ve hatta ağaçlara olan küsmüşlüğüyle, öylece oturmuş, anneannesi hariç her şeyden istifa etmeyi düşünen yüzüyle karşılaştım O rüzgarı yalamaya çalışıyordu Benimse durdurmayı da döndürmeyi de bilemediğim bisikletten düşerek inme vaktim gelmişti
    Toparlanmaya, bacaklarım ve avuç içlerimdeki tozlu acıyı silkelemeye çalışırken beni seyrettiğini ve bana güldüğünü gördüm Bir de mahcup oluşu; insanın rengi değişiyor, ısısı artıyordu

    Bu ânı böylesine net hatıra etmiş olan zihnim, sonrasını hatırlamıyor Nasıl oldu da tanışmıştık, ben mi onun yanına gitmiştim yoksa o mu benim yanıma gelmişti, bilmiyorum Bildiğim bir yabancıya, ötekine yakınlık duymuştum Esmer tenli, beyaz gülüşlü bir öteki "peri"
    En az benim kadar sessizdi Benden de sessizdi Kendi sessizliğimi bir kenara koyup, onun bana dokunan sessizliğini kırmaya çalıştım
    Bir şey hoşuna gittiğine gülümserdi
    Gülümsediğinde dünyada bir beyaz delik açılırdı
    Ben o yaz o beyaz delikten içeri atladım

    Kış (tekrar) gelmişti İçerilere, yaza benzeyen sıcak odalara, camlarından damlalar süzülen pencere arkalarına geri çağrılmıştık
    Kıştı; büyük sessizliğiydi dünyanın
    Neden, sebep, özlem, isyan tanımazdık Ve tabii böylece alınganlık ve kırgınlık da Ne ben onu aradım ne de o beni Kış gelmişti işte, ve biz içeriye çağrılmıştık o kadar
    Yaz beni kendi vadimden çıkarmış, onun beyaz gülüşüyle tanıştırmış, onunla doyurmuştu
    Ne kıştan yakınacak ne yazı özleyecek sebebim vardı
    Yazlık sinemanın tahta sandalyeleri büyük alanın bir köşesinde üst üste istif edilmiş, üstleri geniş bir naylonla örtülmüştü
    Hayattı; hâlâ yekpâreydi
    Kış gelmişti işte ve biz içeriye çağrılmıştık





_________________


Mutlu edeceğim yokluğunu...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [1 Mesaj] « Önceki başlıkSonraki başlık »


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz